|

Mağdurun Gıyabında Tehdit- “İletme Kastı”nın Değerlendirilmesi

Yakın zamanda ilk derece mahkemesinde görülen bir müşteki dosyamda, birbirini

doğrulayan çok sayıda birbiriyle uyuşan tanık beyanı bulunmasına rağmen, TCK

m.106 kapsamında suçun unsurlarının oluşmadığı ve sanığın tehdit söylemlerinin

müştekiye yönelik bir “iletme kastı” taşımadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.

 

Ancak gerekçeli kararda, sanığın kastına ilişkin herhangi bir değerlendirme

yapılmaksızın, yalnızca sanığın doğrudan “bunu ona ilet” şeklinde açık bir beyanının

bulunmadığı belirtilmekle yetinildiği görülmektedir. Oysa her ne kadar tehdit

söylemlerinin müştekiye iletilmesine yönelik açık bir talimat bulunmasa da,

iletme kastı” bakımından somut olayın özellikleri çerçevesinde kapsamlı bir

değerlendirme yapılması gerekmekteydi.

 

Bu itibarla, müştekinin gıyabında gerçekleştirilen tehdit fiilleri bakımından “iletme

kastı” unsurunun, salt açık talimat arayışıyla değil; ceza hukuku ilkeleri ve yerleşik

içtihatlar ışığında ele alınması gerektiği kanaatiyle işbu inceleme kaleme alınmıştır.

 

I. GENEL BAKIŞ

 

Tehdit suçu, TCK m.106’da düzenlenmiştir. Bu madde kapsamında, tehdidin

mağdurun yüzüne karşı işlenmesini zorunlu kılan herhangi bir şekil şartı

öngörülmemiştir. Bu nedenle, tehdidin mağdurun gıyabında gerçekleştirilmesi

halinde suçun oluşabilmesi için “iletme kastı” unsurunun aranması, kanun

metninden değil; Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş yerleşik bir içtihat kuralı olarak

karşımıza çıkmaktadır.

 

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/447 E, 2021/491 K, 21.10.2021

Tarihli kararında,

 

Tehdit suçunun oluşabilmesi için tehdit oluşturan sözlerin ya mağdura karşı

söylenmesi ya da fail tarafından mağdura iletilme kastı ile söylenmesi gerekir.

 

Bu çerçevede; gıyapta gerçekleştirilen tehdit fiillerinin, iletme kastı ile işlendiğinin

kabulü halinde suçun unsurları oluşmakta ve mahkûmiyet sonucunu doğurmaktadır.

Buna karşılık, failin tehdit beyanlarının mağdura iletilmesi failin tamamen iradesi

dışında gerçekleşmişse, o zaman tehdit suçu söz konusu olmayacak diğer bir ifade ile

failin iletme kastı bulunmayan sözlerin başkaları tarafından mağdura iletilmesi

hâlinde tehdit suçu oluşmayacaktır.

 

II. Kast Teorisi Çerçevesinde İletme Kastına Genel Yaklaşım

 

TCK m. 21/1’e göre: “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni

tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir“. İletme kastı,

tehdit veya hakaret suçlarında mağdurun gıyabında gerçekleştirilen eylemlerde,

failin söz veya davranışlarının mağdura ulaşmasını bilmesi ve istemesi anlamına

gelir.

 

Genel ceza hukuku kast teorisi çerçevesinde ele alındığında iletme kastı üç şekilde

gerçekleşebilir:

1. Failin tehdit sözlerini doğrudan mağdura iletilmesi amacıyla üçüncü kişiye

söylemesi,

2. Failin sözlerinin mağdura ulaşacağını bilerek ve bunu isteyerek söylemesi,

3. Failin sözlerinin mağdura iletileceğini öngörerek ve bunu kabullenerek

hareket etmesi.

Ancak failin sözlerinin tesadüfen veya failin iradesi dışında mağdura ulaşması

durumunda tehdit suçu oluşmayacaktır.

 

III. “İletme Kastı” Açısından Yeterli Gerekçelendirme Yapılmasının

Zorunluluğu

 

Yargıtay, iletme kastının varlığını değerlendirirken olayın tüm koşullarını dikkate alır

ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesini sürekli olarak bozmaktadır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2023/14073 E., 2025/4304 K. sayılı kararında

açıkça belirtildiği üzere:

 

Tehdit suçunun oluşabilmesi için tehdit oluşturan sözlerin ya mağdura karşı

söylenmesi ya da fail tarafından mağdura iletilme kastı ile söylenmesi gerektiği,

somut olayda ise, sanığın katılan Şaban’ın yokluğunda onu kastederek mağdur

Mehmet’e söylediği tehdit sözlerinin iletme kastının ne şekilde oluştuğu

açıklanmadan yetersiz gerekçeyle, sanık hakkında tayin edilen cezada, 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümleri

uygulanarak artırım yapılması” bozmayı gerektirmiştir.

 

Bu karar, iletme kastının varlığının her somut olayda ayrıca araştırılması ve

gerekçelendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

 

IV. İletme Kastının Değerlendirilmesinde Dikkate Alınacak Kriterler

 

İletme kastının değerlendirilmesinde, gerek kanun metninde gerekse Yargıtay

içtihatlarında sınırlı ve kapalı bir ölçütler listesi öngörülmemiştir; zira iletme kastı,

her somut olayın kendine özgü koşulları içinde değerlendirilmesi gereken sübjektif

bir unsurdur. Bununla birlikte, gıyapta tehdit suçuna ilişkin uygulamada, iletme

kastının tespitinde belirli hususların sistematik biçimde ele alınmasının daha sağlıklı

bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. Aşağıda yer verilen alt başlıklar altında, tehdit

suçunda iletme kastının değerlendirilmesinde esas alınabilecek temel kriterler ile bu

kriterlere ilişkin Yargıtay’ın benimsediği yaklaşımlar detaylıca incelenecektir.

 

1. Taraflar Arasındaki İlişki ve Husumet Durumu

 

Fail ile mağdur arasındaki ilişki biçimi ve varsa aralarındaki husumetin niteliği,

iletme kastının değerlendirilmesinde en temel belirleyici unsurlardandır. Taraflar

arasında devam eden bir uyuşmazlığın bulunması; yahut failin daha önce mağdura

yönelik benzer nitelikte eylemler gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve tarafların

birbirlerini tanıma derecesi, failin sözlerinin mağdura ulaşacağını öngörüp

öngörmediğinin tespitinde oldukça önemlidir.

 

Bu itibarla, taraflar arasında süregelen bir husumetin veya uyuşmazlığın varlığı

halinde, failin bu anlamda sarf ettiği tehdit içerikli sözlerin mağdura iletileceğini

öngördüğünün kabulü güçlenecek; buna karşılık, iletme kastının bulunmadığı

yönündeki savunmanın ikna ediciliği zayıflayacaktır.

 

2. Üçüncü Kişinin (Muhatabın) Kimliği ve İlişkileri

 

Üçüncü kişinin kimliği ve hem mağdur hem de fail ile olan ilişkisi, iletme kastının

tespitinde belirleyici diğer bir ölçüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü kişinin

mağdurun yakını olması, mağdurla düzenli temas halinde bulunması ya da mağdura

bilgi aktarma olasılığının yüksek olması; aynı zamanda faille güven ilişkisi içinde

bulunması veya ortak bir sosyal çevreyi paylaşması, failin tehdit içerikli sözlerinin

mağdura iletileceğini öngördüğünün kabulünü güçlendirmektedir.

 

Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2018/4075 Esas, 2021/12693 Karar sayılı

ilamında; sanığın üçüncü kişiye yönelttiği tehdit sözlerinin hangi gerekçeyle mağdura

iletileceğinin öngörülebilir olduğunun somut biçimde ortaya konulmaması

nedeniyle, iletme kastı yönünden yeterli değerlendirme yapılmadan verilen

mahkûmiyet kararı bozma sebebi sayılmıştır.

 

Sonuç olarak, üçüncü kişinin mağdurla yakın bir ilişki içinde bulunması ve failin bu

ilişkiyi bilmesi halinde, iletme kastının varlığının kabulü kuvvetle muhtemel hale

gelmektedir.

 

3. Suçun İşlendiği Ortam ve Koşullar

 

Tehdit fiilinin işlendiği ortam ve kullanılan iletişim vasıtası, iletme kastının

tespitinde dikkate alınması gereken önemli unsurlardandır. Fiilin mağdurun işyeri,

sosyal çevresi veya mağdurla doğrudan bağlantılı ortamlarda gerçekleşmesi, tehdit

içerikli ifadelerin mağdura ulaşacağının öngörülebilirliğini artırmaktadır. Buna

karşılık, mağdurla ilişkisi olan ya da olabilecek üçüncü kişilerin bulunmadığı, kapalı

ve özel ortamlarda sarf edilen sözler bakımından, iletme kastının varlığı somut olayın

tüm özellikleri dikkate alınarak daha hassas bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

 

Benzer şekilde, kullanılan iletişim aracının niteliği de belirleyicidir. Sosyal medya

paylaşımları, mesajlaşma grupları veya yazılı iletişim araçları gibi kamusal ya da yarı

kamusal mecralarda yapılan açıklamalar, failin sözlerinin mağdura ulaşacağını

öngördüğünün kabulünü güçlendirmektedir.

 

Nitekim Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/33923 E., 2016/13280 K.

(14.06.2016) Karar sayılı ilamında; mağduru muhatap alan yazılı ileti yoluyla

gerçekleştirilen eylemde, somut olayın bütünlüğü içinde iletme kastının bulunduğu

kabul edilerek mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka uygun bulunmuştur.

 

4. Failin Sözlerinin Mağdura Ulaşacağını Öngörmesi

 

İletme kastının değerlendirilmesinde belirleyici unsur, failin tehdit içerikli sözlerinin

mağdura ulaşmasını istemesi ya da en azından bu sonucun gerçekleşmesini

öngörebilmesidir. Bu nedenle, iletme kastı incelemesinin merkezinde, failin

sözlerinin mağdura ulaşacağı yönündeki objektif öngörülebilirlik ve failin bu olasılığa

ilişkin bilme durumu yer almaktadır.

 

Bu çerçevede, tehdit içerikli sözlerin söylendiği ortam, üçüncü kişinin mağdurla olan

ilişkisi, kullanılan iletişim vasıtası ve sözlerin sarf edilme biçimi; failin, ifadelerinin

mağdura ulaşacağını öngörüp öngöremeyeceğinin tespitinde birlikte

değerlendirilmelidir. Zira önceki bölümlerde ele alınan tüm kriterler, esasen iletme

kastının bu temel çatısı altında anlam kazanmaktadır. Failin, muhatabın mağdurla

yakın ilişkisini bilmesi, sözlerin tutanaklara geçeceğini veya kamusal nitelikte bir

iletişim aracıyla paylaşıldığını öngörmesi hâllerinde, iletme kastının varlığına ilişkin

kabul güçlenmektedir.

 

Yargıtay da bu yaklaşımı benimsemekte olup, Yargıtay 18. Ceza Dairesi bir kararında;

“Mağdura verilebileceğinin suçu işleyen tarafından bilinmesi halinde, bunun

üçüncü bir kişiye yazılıp gönderilmesiyle de huzurda hakaret işlenmiş olacaktır”

şeklindeki tespitiyle, iletme kastının açık bir talimatla sınırlı olmadığını açıkça ortaya

koymuştur.

 

Bu itibarla, tehdit fiilinde failin açık ve doğrudan “bunu iletin” şeklinde bir beyanının

bulunması hâlinde ayrıca bir kast incelemesi yapılmasına zaten gerek

duyulmayacaktır. Ancak böyle bir açık irade beyanının mevcut olmadığı durumlarda;

failin tehdit söylemlerini, mağdura iletilmesini isteyerek ya da bu sonucun

gerçekleşmesini öngörerek mi üçüncü kişilere yönelttiği, yoksa farklı bir saikle mi

hareket ettiği hususunun, somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak, hayatın

olağan akışı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

V. Sonuç ve Değerlendirme

 

Gıyapta işlenen tehdit suçlarında “iletme kastı”nın varlığı ya da yokluğu, kanunda

sayılı ve sınırlı birtakım ölçütler üzerinden otomatik biçimde belirlenebilecek bir

husus değildir. İletme kastı; failin tehdit içerikli sözlerinin mağdura ulaşmasını

isteyip istemediği veya en azından bu sonucun gerçekleşmesini öngörüp

öngöremediği esas alınarak, her somut olayın kendine özgü koşulları içerisinde

değerlendirilmesi gereken sübjektif bir unsurdur. Bu nedenle, iletme kastının

tespitinde esas alınabilecek hususların belirli bir sayı ile sınırlandırılması mümkün olmadığı gibi, tek bir ölçütün varlığı ya da yokluğu da çoğu zaman belirleyici

olmayacaktır.

 

Bu kapsamda; taraflar arasındaki ilişki ve husumet durumu, üçüncü kişinin konumu,

suçun işlendiği ortam ve kullanılan iletişim vasıtası, failin sözlerinin mağdura

ulaşacağını öngörebilme imkânı, failin olay öncesi ve sonrası davranışları ile

mağdurun tehdit içerikli sözleri öğrenme şekli gibi unsurların tümü, iletme kastının

değerlendirilmesinde birlikte ele alınması gereken tamamlayıcı ölçütlerdir. Failin

davranış biçimi ve olayın gelişimi, çoğu durumda açık bir irade beyanı

bulunmadığında, kastın tespitinde belirleyici rol oynamaktadır.

 

Bu itibarla, iletme kastına ilişkin değerlendirmenin yetersiz, yüzeysel veya

gerekçeden yoksun şekilde yapılması, ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmamakta; aynı

zamanda Yargıtay tarafından bozma sebebi olarak kabul edilmektedir. Nitekim

Yargıtay uygulamasında, iletme kastının ne şekilde oluştuğunun somut olay

çerçevesinde ortaya konulmadığı ve bu hususta yeterli gerekçe içermeyen kararların

hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir.

 

Öte yandan, iletme kastı sorunsalı yalnızca akademik bir tartışma alanı olmayıp,

uygulamada hem müşteki hem de sanık sıfatıyla taraf olunan gıyapta tehdit suçu

dosyalarında, iddia ve savunmaların merkezinde yer alan temel bir değerlendirme

alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, dosyanın tarafları bakımından

iletme kastının varlığı veya yokluğuna ilişkin olarak; olayın oluş şekli, tarafların

ilişkileri ve failin öngörü kabiliyeti üzerinden kapsamlı ve çok yönlü hukuki

argümanlar geliştirilmesi mümkün olduğu gibi, bu yöndeki değerlendirmelerin

mahkeme kararlarına açık ve denetlenebilir şekilde yansıtılması da zorunluluk arz

etmektedir.

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın